
“Atlarını yılkıya bırakmış bir Çerkes kadar kim bilebilir yalnızlığı? Bu gaflet çukurundan kim çıkarabilir? Ve zaman ayağı kırık bir at gibi tökezlerken söz kâr etmez artık Çerkes’e; boğuncun çölüne atar kendini ya da ormanın koyu karanlığına. Sahtiyan eyeri, gümüş özengiyi, ince kırbacı okşaya okşaya gün akşam olur. Akşam ki, kasvet ne kelime! Hâtıralar da dolduramaz gittikçe koyulaşan bu boşluğu. Önce bir ağıt, bir inleyiş. Günler efkâr uçurumu olur, kendisiyle konuşur aralıksız. Deliye çıkar adı, garip diyenler de olur. Kasabaya inse meczup derler, peşine haşarı çocuklar takılır, teneke bağlarlar çapraz yeleğine. Yeleğin altında gümüş saplı kama parlar ki, ayın ışıltısına, suların şavkımasına benzer. Çocuklar korkup çağırtıyla kaçışırlarken zaptiyeler basar sokağı.
Derler ki, hapisanenin karşısındaki tepelerde zaman zaman hayaletimsi gölgeler gibi beliren mastengler, aya karşı şahlanıp Çerkeslerini isterler zaptiyelerden.”
Hayaletimsi Gölgeler – Ahmet Telli ( İçinde Veda Divanı, Everest Yayınları, s. 31)