
Popüler konuların sürekli gündemde tutulduğu, buna karşılık asıl gündem olması gereken meselelerin kenarda ve köşede unutulduğu bir çağda yaşıyoruz. Bu çağda yazının değeri, içeriğinden ziyade kim tarafından kaleme alındığına ve nerede yayımlandığına göre belirlenmektedir. Yazının ne söylediği giderek ikincilleşmiş; metnin kendisi değil, yazan ve yayınlandığı yer önem kazanmıştır. Bu durum, yazının içinde yer alması gereken hakikatin görünmezleşmesine yol açmaktadır.
Hakikat, belirsizleşmiş; popüler olan, hakikatin yerine geçmeye başlamıştır. . Oysa hakikat, çoğu zaman merkezde değil; göz ardı edilen alanlarda, kenarda bırakılan meselelerde saklıdır. Bu nedenle hakikati merkeze alan, popülerlikten bağımsız yazıların üretilmesi ve görünür kılınması önem arz etmektedir.
Akademik üretim ise büyük ölçüde muhatabından kopmuş, akademik terfi mekanizmalarının bir aracına indirgenmiştir. Metinler, toplumsal karşılığını kaybetmiştir. . Bu bağlamda, doğrudan muhatabıyla ilişki kuran, meselelerin içine temas eden ve yalnızca teşhisle yetinmeyip çözüm üretmeyi hedefleyen yazı biçimlerine ihtiyaç vardır. Metinlerin aksiyoner bir niteliğe sahip olması, düşüncenin hayata temas edebilmesi açısından belirleyicidir.
Son dönemde yaygınlaşan neoliberal paradigma, toplumsal, kültürel ve tarihsel bağlamlardan kopuk bir düşünme biçimini teşvik etmiştir. Bu çerçevede toplumlara içkin değerler, özgünlükler ve tarihsel birikimler “eskide kalmış” olarak görülmekte; küreselleşme söylemi altında homojenleştirilmektedir. Bu durum, yapılan çalışmaların sosyal ve tarihsel bağlamlarından kopmasına yol açmaktadır. Özellikle iktisat disiplini bu kopuşun belirgin örneklerinden biridir. Matematiksel ve nicel yöntemlerin ön plana çıkarıldığı iktisat, tarihsel ve toplumsal bağlamlardan uzaklaşmıştır. Bu da onu çözüm üretme kapasitesi sınırlı bir disipline dönüştürmüştür.
Bu çerçeveden hareketle Kenar Notları;
Yazmayı başlı başına bir meziyet olarak görmemekte, yazının değerini, işaret ettiği hakikatle ilişkilendirmektedir.
Tarihin akışı içinde doğru yerde ve doğru biçimde durabilmeyi, hakikate temas eden meselelerin kaleme alınmasını önemsemektedir.
Toplumların tarihsel, kültürel ve sosyal özgünlüklerini, neoliberal çağda korunması gereken önemli mevziler olarak değerlendirmektedir.
Popülerliğinden bağımsız olarak yazılmayanı yazmayı; yazılanı ise yerleşik bağlamların dışına çıkararak yeniden düşünmeyi esas almaktadır. Bu anlamda, hakikate içkin fakat kenarda bırakılmış konuların savunuculuğunu yapmaktadır.
Metinlerin muhatabıyla iç içe olmasını, toplumsal karşılığı bulunan ve aksiyoner bir dil taşımasını önemsemektedir
Yazının kim tarafından yazıldığına ya da nerede yayımlandığına değil, ne söylediğine odaklanmaktadır.
Ele alınan meselelerin sınıfsal ve politik boyutlarını göz ardı etmemekte, bu boyutları tartışmanın asli unsurları olarak kabul etmektedir.
Talha Kutay
